Tekerleğin icadında problem var

M.Ö. 5000’li yıllardan bu yana süregelen bir gelişim öyküsü olan ve geleceğin tasarımlarının yapıldığı otomotiv sektörü, rekabetin çok olması nedeniyle de inovasyon yapma zorunluluğu olan sektörler arasında yer alıyor.

Otomotiv üreticilerinin üretim alanında sürekli gelişim odağında hareket etme zorunluluğu onları rakipleriyle sadece perakende satışlarda değil aynı zamanda patent ve tasarım arenasında da karşı karşıya getiriyor. Milyonluk tasarım/patent davaları, tasarımlarının/patentlerinin sır gibi saklanma gerekliliği gibi birçok konu, sektörün artık olağan kuralları haline gelmiş durumda. Çünkü üreticiler ortaya konulan inovasyonların değerini paha biçilemez olduğunun farkına vardı. Bu açıdan değerlendirdiğimizde sektör üreticilerinin birbirleriyle (sadece son tüketiciye ulaşan üreticiden bahsetmiyorum, ham madde üreticileri de dahil) son tüketicinin farkına varmadığı büyük bir inovasyon/patent ticaretinin de içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sektörün Bug’ı Çin Oldu

Patent ticaretinde dünya devleri arasındaki ilişki çok dikkatle incelenmesi gereken konulardan biridir. Her şeyi üretmenin mümkün olmadığını günümüz dünyasında üretim ve inovasyon olarak hangi konumda olursanız olun herkes gibi siz de patent ticaretinin hem tüketicisi hem de üreticisi konumdasınızdır. Dolayısıyla bu noktada üretim kanallarınızla ilişkiniz önemlidir. Son dönemlerde buna en güzel örneği, tekerleğin icadından bu yana hız kesmeden üretime devam eden otomotiv sektörü için verebiliriz. Herkes gibi sizler de okumuşsunuzdur; Çin, otomotiv sektörünün en büyük Bug’ı haline geldi. Çünkü Çin, dünyaya tedarik ettiği çipler için otomotiv sektörünün önceliğini değiştirdi ve dünya devleri Çin’in neredeyse tek elinde olan bu üretim açığı yüzünden büyük maddi sıkıntıya düştü. Peşi sıra gelen üretime ara verildi haberleri de bu gidişatı doğrular nitelikte oldu…

Politikalar Ticaretlere Yön Verir

Çin’in şu an yaptığı önceliklendirme durumu ile ilgili birçok politik spekülasyonun olduğu bir gerçek. Ancak bunu konuşmak veya buna odaklanmak yerine, bence madalyonun diğer yüzü olan ve ülkelerin konuşması gereken asıl konunun Çin’in hangi politikasının ülkelerin üretim politikalarının yerini almasına yol açtığı ve üretimde + inovasyonda ülkeleri Çin’e bağımlı hale getirdiğidir. Örnek teşkil etmesi için yazıyorum: Patent savaşlarında kısa sürede çoğu ülkeyi geride bırakarak yükselen bir ivme yakalayan bunun yanı sıra hala taklit üretimde dünya pazarının %80’inden fazlasını domine eden Çin, artık konum ve algı olarak bilinenden çok daha farklı bir noktada. Bunun kaynağında ise üretim politikasında devrim niteliğinde bir değişikliğe gitmesi yatıyor. Üretim, üretim, üretim diyerek inovasyonun da fasonun da lokomotifi oldu ve yeni bir akım yarattı. Tek bir üretim algısıyla değil ülke olarak hem kendi inovasyonunu üreten hem de diğer ülkelere iş gücü sağlayarak “know-how” bilgisini içinde tutan bir ilke benimsedi. Çin, değişik dinamiklerden besleniyor olsa da şirketlerin Çin’in makro düzeyde uyguladığı inovasyon + üretim kültürünü mikro olarak kendilerine uygulayabiliyor oluşu, zorlu ekonomik koşulları atlamadaki anahtar olabilir. Üretimden uzaklaşmak yerine daha çok üretmek, mevcudu üretirken Ar-Ge yaparak inovasyon temelli katma değerli ürünler ortaya koymak için çaba içinde olmak ve bu bilinçle çalışmak kâğıda dökülmüş Çin’in formülü diyebiliriz. Şirketiniz hangi ölçekte olursa olsun faaliyet gösterdiğiniz pazarlarda hayatta kalmanız için başkası mümkün değildir!

Özlem Arslan Kart

Üstün Patent Kurucusu

 

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir