Planettek, çözümleri ile dünyada aranılır bir firma oldu

Planettek’in çalışkan başkanı Hürriyet Necdet Aydoğan, tam bir entellektüel. Aydoğan, çevreye duyarlığı kadar ülkesine olan aşkı ile de çevresindekilerin takdirini kazanıyor. Profesyonel bir fotoğrafçı olan Aydoğan, pet şişe kullanmadığını ve su içerken cam bardak dahi kullanmadığını ifade ederek, “Çünkü su içerken bardak kirleniyor. Sonra bu bardağın yıkanması için makineyi çalıştırmamız gerekiyor. Suyu boşa harcamış oluyoruz” diyor. Planettek gerçekleştirdiği çözümlerle adından söz ettirmeye devam ediyor. Özel sektörde ve kamuda onlarca başarılı projeyi gerçekleştiren Planettek, atıksu arıtılması, suyun yeniden kullanımı ve biyodisk teknolojisi konularında akla gelen ilk isim ve “marka” olmuştur. Firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Hürriyet Necdet Aydoğan, Ahmet Doğan’ın sorularını yanıtladı.

Farkındalık yaratarak farklı olmak

Bize firmanız Planettek’ten bahseder misiniz?

Ben 1960 doğumluyum. Yurtdışında uzun bir süre bulundum ve orada üniversiteyi bitirdim. Sonrasında ülkeme koşarak geldim ülkem için yararlı bir şeyler yapabilmek için… 1989 yılında geldim.  Kader beni Pepsi Cola’nın genel müdür yardımcısı yaptı. Sonra bir Alman şirketinin genel müdürü oldum. Tüm bunlar beni maddi olarak fazlasıyla tatmin etti ancak manevi olarak bir haz alamıyordum. Çünkü ülkem için daha değerli şeyler yapmanın peşindeydim. Ve biraz dikkatli bakınca çevre meselelerin, özellikle su konusunun Türkiye’de büyük ölçüde “mış gibi” yapılmış olduğunu farkettim. Bu durumdan vazife çıkartmak istedim. Biraz da tesadüflerin yardımıyla atık su arıtma konusunda faaliyet göstermeye karar verdim.

Planettek’i 2004’te kurdum

2004 yılında Planettek’i kurdum. Planettek İngilizce bir isim gibi anlaşılabiliyor ama İngilizce’de gezegen anlamına gelen planet ile Türkçe’de bir tane anlamına gelen tek kelimesinin birleşimidir aslında. Tek bir gezegenimiz var anlamında yani. Farklı bir şeyler yapmak, farkındalık yaratmak ve fark yaratmak amacıyla bir teknoloji oluşturmaya karar verdik. Bu, bizim yüzde yüz Türkiye’de yaptığımız bir Alman teknolojisi. Dünyada sadece 15 firma uygulayabiliyor bu teknolojiyi. Evrensel mühendislik kurallarına göre bu sistemleri yapıyoruz, atık su arıtımı konusunda. Atık su ne demek? Evinizden gelen bütün suları dahil ediyoruz. Biz bu suları arıtıyoruz ve şu sıralar çok gündemde olan deniz salyasına neden olan atık suyu arıttıktan sonra denize, dereye ya da kullanımı uygun yerlere dahil ediyoruz.

Dünya çapında faaliyet

Ülkemizde ve dünyadaki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Ülkemizde faaliyetlerimiz 12 şehirde. Kamu bazında çalışıyoruz. 30’a yakın köyün arıtma tesisini yaptık. Bundan gurur duyuyorum. Ama asıl faaliyet alanımız maalesef yurtdışı. 30’a yakın ülkede, 5 kıtadayız. Avustralya’dan Meksika’ya kadar varız. Üzerinde Made in Turkiye yazan, nazar boncuğu ve Türk bayrağı olan sistemlerimizle hizmet veriyoruz. Uzmanlık alanımız özellikle 20.000 kişiye kadar. 3.000 kişiden başlıyor, 20.000 kişiye kadar. Modül ünitelerimiz 2 ton ağırlığında, 3 metre boyunda ve 2 metre eninde. Her biri 300 ila 500 kişi kapasiteli. Bunları yanyana koyarak 20.000 kişiye kadar çoğaltabiliyoruz. Ekonomik açıdan bakıldığında bu sayıdaki ve kapasitedeki ünitelerin daha iyi olduğunu görüyoruz. Yaptığımız iş bu. Çalıştığımız ülkeler anlamında ülke bayraklarının arasında Azerbeycan bayrağı yoktu maalesef. Fakat geçen hafta Azerbeycan’dan aldığımız bir proje ile onu da katmış olduk. Çalışmalarımızı artık kardeş ülkede de devam ettireceğiz böylece.

Artık deniz kirletmememiz, denize saygı duymamız lazım

Gündemimizde olan konulardan deniz salyası hakkında neler söylemek istersiniz? Bu konuda mühendislik anlamında neler yapılabilir?

Ne ektiysek onu biçiyoruz. Bu bir tesadüf değil. Evet, küresel ısınmanın etkisiyle iklim krizinin de mutlaka bir payı var. Ama o olmasaydı günün birinde bu olayla karşılaşacaktık. Çok sevdiğim bir örneği vereyim size. Bu şirketin kuruluşunda emeği geçen rahmetli Melih Çiler Bey’in anlattığı bir anekdottur. Bir çaya iki tane şeker atarsanız erir. Dört şeker erir. Sekiz şeker zor erir. On beş şeker atarsanız şeker bardağın dibinde kalır. Bunun bir sınırı vardır. Marmara Denizi’nin ve bütün denizlerin de bir sınırı vardır. Marmara Denizi de sonuçta bir iç denizdir. Fakat çok şanslıyız, alttan ve üstten akıntıları var. Bu da bu zamana kadar bizi büyük ölçüde kurtarmıştır. Ama öyle bir noktaya geldi ki, deniz artık bunu kabul edemiyor. Bundan 17 yıl kadar önce İstanbul çevresinde araştırma yapabileceğim projeleri araştırırken Zekeriyaköy’e gitmiştim. Malum, sosyal statünün yüksek olduğu bir bölgedir orası. Ve belki inanmayacaksınız ama atık su arıtma altyapıları yok. Atık suyunuzu ne yapıyorsunuz diye sordum. Aşağıdaki Zekeriyaköy Deresi’ne veriyoruz dediler. Şok oldum. O zamanlar bu işe yeni başlamıştım, artık şok olmuyorum. Nasıl olur, rahatsız olmuyor musunuz dedim. Hayır çünkü buraya hiç koku gelmiyor dediler. Vicdanen rahatsız olmuyor musunuz diye sordum. Hiç düşünmedik dediler.

Marmara Denizi mesaj veriyor

Deniz de dedi ki madem bizi düşünen yok, biz bir mesaj verelim. Ve sonuç olarak kusmaya başladı. Temizlikler yapılıyor, üstten temizleniyor. Bu, yine bir profesörün benzetmesi gibi yoğurdun kaymağını temizlemeye benziyor. Yoğurt duruyor orada. Üst taraftan temizlersiniz. Fakat alttan yukarıya çıkan bir organizma olduğu için zaten altta denizin dibine çok derin hasarlar vermiş bir organizmadan bahsediyoruz. Burada yapılması gereken denizin kendi kendini temizlemesine izin vermek. Bunu yapabilmek için de artık deniz kirletmememiz, saygı duymamız lazım. Bu olay dünyanın her yerinde var. Ama bu kadar ısıyı ve birtakım bakterilerin oluşumunun hepsini doğru ortama getirdiğiniz zaman işte bu deniz salyası olayıyla karşı karşıya kalırsınız. Ben bu konuyla ilgili şunu söylüyorum açıkçası. Bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor. Bu artık bir magazin konusu değil. Bu işin çok ciddiye alınarak çözümlenmesi gerek. Deniz canlıların bitmesi demek, denizdeki oksijenin azalması demek. Yani biz ormanlardan elde ettiğimiz oksijeni aynı zamanda denizdeki organizmalardan da alıyoruz. Biraz daha öteye gidersek turizm de elden gider ve ekonomik olarak da ciddi bir sarsıntıya gireriz. Sorunun öz yanıtı ise denize verilen kirliliktir. Eğer denize verilen kirlilik bu boyutta olmasaydı, deniz ne kadar ısınırsa ısınısın bu kadar ciddi bir sorun ortaya çıkmazdı.

Atık su arıtma yöntemlerinde kullanılan gürültü sorunu hakkında neler söylemek istersiniz?

Aslında göz ardı edilen bir problemdir bu. Arıtma dendiğinde suyun çıkmasıdır asıl önemli olan. Akıllara şöyle bir soru gelecektir. Neden Avustralya’dan ya da Güney Afrika’dan kalkıp da bu sistemi almaya geliyorlar? Bu sistemin özelliği ne? Bu bir Alman teknolojisi ama yüzde yüz Türkiye’de yapıyoruz. Altını çizerek söylemek istiyorum Sancaktepe’deki fabrikamızda yapıyoruz. En büyük özelliği yüzde 90’a yakın enerji tasarrufu. Bu sebeple dünyanın farklı yerlerinden kalkıp geliyorlar. Bugün yapılan her işte sürdürülebilirlik çok önemli. Her şeyin geri dönüştürülebilir olması gerekir. Aynı şekilde su da öyle. Suyu arıtıyoruz ve yeniden kullanmaya çalışıyoruz. En önemli faktör yüzde 90 enerji tasarrufu. Enerji tasarrufu olmadığı takdirde bir süre sonra yetkililer arıtma tesisini kapatma gibi bir tavır içerisinde oluyorlar. Bu yüzden arıtma tesisleri ya sık sık kapatıldığı için ya da az enerji sarfetmesi sebebiyle bir arıtma tesisinin yanından geçerken arabanızın camlarını, havalandırmalarını 1 kilometre öteden kapatırsınız. Yurtdışında böyle değildir. Doğru teknolojiler kullanılır. Daha az enerji sarfeden teknolojiler kullanılır. Dünyanın farklı yerlerinden gelip bu ürünü satın almalarının sebebi bu, enerji tasarrufu. Tatil köylerinde ise tercih edilmesinin sebebi gürültü yapmıyor oluşu. Klasik bir arıtmada bir blower vardır. Tıpkı akvaryumun içine hava basan bir kompresör gibi düşünün. Bu kompresör 5,5 kW’lık bir güce sahiptir 300 kişilik bir arıtma için. Bizim sistemimizde ise 0,37 kW’lık bir motor redektör vardır. Bir buzdolabı kadar gürültü yapar. Gürültünün olmaması çok önemli. Kokunun olmaması çok önemli. Çok düşük devirli dönen disklerimiz var. Bu yüzden Boğaziçi Üniversitesi’nin Kilyos kampüsünde de biz varız, Zekeriyaköy’de de biz varız,  Bodrum’daki lüks yerlerde de yine biz varız. Kokusu ve gürültüsü olmadığı için. Burada aslında şunun altını çizmek lazım. Doğru teknolojilerin tercih edilmesi lazım. Bisikletin tercih edileceği yer var, motosikletin tercih edileceği yer var. Tüm sistemleri karşılaştırdığımızda gerek normal bir arıtma, gerekse sudaki oksijeni tüketen fosfor ve azoton azaltılması konusunda biyodisk sistemi bütün dünyanın tercih ettiği bir teknoloji. Türkiye’nin de bunu yaygın bir şekilde kullanmasını çok arzu ediyorum. Çünkü ülkemin çok ihtiyacı var. Bu deniz salyası olayı gibi. Çok üzülüyorum bu duruma. 5 Haziran’da Dünya Çevre Günü’nü kutladık ve çok üzgün bir şekilde katıldım. Bir çevre firması sahibi olarak gururla kutlayabilmem lazım o günü. Üstümüze düşeni yapabildik demek istiyorum, diyemiyorum… Çok çaba sarfettim. Bu şirketi kurduğumdan beri denklanşöre basamadım ben. Oysa ben bir fotoğrafçıydım. Fotoğraf benim hayatımdı. Ve çok önemli yerlerden fotoğrafla alakalı çok da önemli ödüller almıştım. Ve bu kadar emeğin ardından halen 81 ilin 12’sinde arıtma yapabiliyoruz.

Önceliğim kendi ülkem

Kısıtlı su kaynağınız varsa mutlaka arıtma yapmalısınız. Çünkü çok az suyunuz var ve onu temiz tutmanız gerekiyor. Atık suların mutlaka arıtılması gerekir ve sonrasında denize, dereye verilmemelidir. Tarımda ya da sanayide kullanılmalıdır. Bunlar için asıl arıtma yapılması gerekir. Zaten atık suları dereye ve denize veriyorsanız iyi arıtamadığınız için veriyorsunuz. Düzgün bir arıtma olsa o su yeniden kullanılır. En iyi örneğini İsrail yapıyor. Suyu yok. Suyu denizden, tuzlu suyu ayrıştırma yöntemini kullanarak sağlıyor. O suyu kullandıktan sonra arıtıyor ve yüzde 82’sini yeniden kullanıyor. Yani her damlayı iki defa kullanıyor diyebiliriz. Bu yüzden de çölün ortasında bir vaha görüyorsunuz. Biz de bunu yapabiliriz. Çünkü tarım için suya ihtiyaç var. Ve o suyu bu atık sudan elde edebiliriz. Nasıl kağıdı, camı geri dönüşüme tabii tutuyorsak atık suyu da işlemden geçirebiliriz. Ve ben bunu diğer ülkelerde yapmaktansa kendi ülkemde yaparsam o zaman kendimi başarılı göreceğim. Ülkeye döviz getirmenin ötesinde, suyumuzu kurtardık diyebileceğim.

Bir gün her şey sudan ucuz olacak

Arıtma suları gerekli işlemlerden geçtikten sonra İstanbul’a kazandırılabilir mi? Bu konuda nasıl bir teknoloji uygulanabilir?

Kesinlikle kullanabiliriz… İsrail gibi biz de bu konuda başarılı olabiliriz. Bunu yapan ve oldukça gurur duyduğum bir örnek var. Ankara’da Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Bey. Kendisi yeni yapılan binalara bir şart getirmiş. Yeni yapılan binaların el yıkama muslukları ve duşlarını kapsayan suları ayrı bir tesisatla arıtmaya getiriyor. Suyu arıttıktan sonra yine ayrı bir tesisatla tuvalate götürüyor. Ve sifonu çektiğiniz zaman arıtılmış su kullanıyorsunuz. Tertemiz bir su yerine arıtılmış su kullanıyorsunuz. Böylece su tasarrufu yapmış oluyorsunuz. Bunu mevcut bir binada yapmak zor. Yeni binalarda yapmak ise oldukça kolay.

Su fakiri değiliz, elimizdeki suyu iyi kullanamıyoruz

Biz aslıda su fakiri değiliz, elimizdeki suyu iyi kullanamıyoruz. Suyu iyi yönetirsek, damla sulamayı kullanırsak müthiş bir su tasarrufu sağlayabiliriz. Bütün bunlar bilinçlenmeyi ve yapmak istemeyi gerektiriyor. Tehlike kapıda değil artık, tehlike evin içinde. Ana karnındaki bebekte bile mikroplastik var. Önlem almamız ve dikkatli olmamız gerekiyor. Bu bir kader değil. Her şey bizim elimizde, önlemlerimizi almamamız gerekiyor.

Komisyonların içinde özel sektörün olması gerekiyor

Şöyle bir örnek vermek isterim. Deniz salyasıyla ilgili komisyonlar kuruluyor. Bu komisyonların içinde mutlaka özel sektörden de firmalar olması lazım. Ben ya da bir başkası. Çok başarılı bilim insanlarımız var. Bu, toplu bir seferberliği gerektiriyor. Ve umarım bunu göreceğiz. Bizim bir sloganımız var. Bir gün her şey sudan ucuz olacak diye. Su, en pahalı şey olacak. Hor gördüğümüz su her şeyden pahalı olacak. Gidişat bunu gösteriyor.

Hedef her yere, herkese ulaşmak

10 yıl içerisinde Planettek olarak kendinizi nerede görüyorsunuz? Amaçlarınız nelerdir?

Yüzde yüz Türk firmasıyız. O şekilde kalmayı çok istiyorum. Elimizde bir iksir var ve bununla hastaları iyileştiriyoruz. Beni üzen tarafı, dünyada 1000 kişiye ulaşıyoruz. Ama biliyoruz ki bir milyon hasta var. O bir milyon hastanın önemli bir kısmı da ya eski teknolojiler ya kötü doktorların elinde telef oluyorlar. Benim istediğim, o insanlara da ulaşmak. Dünyanın bu önemli sorununda önemli bir rol oynamak. Kendi başıma gidebilecek miyim, bilmiyorum. Dolayısıyla ya bir ortakla olur bu, ama ben o hedefe ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmak istiyorum. 17 yıllık bir deneyimimiz var.

NATO’nun en büyük arıtma tesislerinden birini biz kazandırdık

NATO’nun en büyük arıtma tesislerinden birini biz kazandırdık. İngiliz, Alman, Fransız’a karşı orada koca bir Türk bayrağı var. Bunu biz kazandık. Demek ki başardık. Bu kadar başarılı projelerimiz varken ben küçük kalmak istemiyorum. Bunu hırs olarak görmeyin lütfen. Bu bir başarma isteği. Bu başarı da sizin çocuklarınıza yarayacak. Eğer sistemlerimizi çok fazla satarsak söz veriyorum sizin torunlarınız yararlanacak. Bunu görebilmek için çok net bir stratejim yok henüz. Büyümem gerekiyor. Birtakım yabancı firmalar ortalık teklif ediyor. Onlara da bakıyoruz, değerlendiriyoruz. Türk firmalardan bir teklif gelmiyor. Belki de bizim onlara ulaşmamız lazım. Sözün özü, bizim fayda sağlayabilmemiz için büyümemiz gerekiyor. 20’ye yakın yılımı bu işe adadım. Bunun fark yaratan bir projeye dönüşmesini sağlamam gerekiyor.

Liyakata önem verilmesi gerekiyor

Ben bu işe başlarken çeşitli yabancı firmalarla çalıştım. Ve sonrasında ben bu durumdan vazife çıkaracağım dedim. Fark yaratmam gerek diyerek bu işe girdim. Ve şöyle düşünüyordum. Mükemmel bir teknoloji getirmiş Planettek, biz bunu hemen inceleyip kullanalım demesini bekledim insanların. Ancak ülkemizde maalesef liyakatın önemsenmediği, bilimsel gerçeklerin çok da dikkate alınmadığı bir ortam olduğunu bu işlere girdikten sonra farkettim. Ve çok üzüldüm. Atık su arıtma konusunda deneyiminiz ve yapmış olduğunuz işleriniz çok büyük önem taşıyor. Bunun artık dikkate alınması gerek. Bunun partiler üstü bir mesele olduğunun anlaşılmasını çok istiyorum. Bunun iktidar partisi, sağ partisi, sol partisi, bunlarla bir alakası yok. Ülke bir tane, vatan bir tane… Ve bu yüzden maalesef ihracat yapıyorum. Ben kendi ülkemde yapmak istiyorum. Dolayısıyla mesajım, özellikle kamuya ve kamu çalışanlarına, devlete… Lütfen liyakata çok önem verin. Atık su arıtma konusu ülkemizin geleceğini ilgilendiriyor. Akıllı olmamız ve sürdürülebilir teknolojiler kullanmamız şart. Özellikle bu mesajımın duyulması ve anlaşılması çok önemli.

ÖZEL HABER

Ahmet Doğan-KOBİLIFE

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir