Bülent Orta: Ne kadar başarılıyım? Neleri neden başaramadım?

Günümüzde değişen iş yaşamı dinamikleri içerisinde şirketler, sürekli farklılaşan koşullara göre hayatlarını devam ettirmek zorunda kalmaktadırlar. Bu değişen koşullar ister istemez şirketlerde iş yapış modellerinde değişimi ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır.

Çevresel koşullardaki bu sürekli dönüşümün içerisinde şirketler zarar görmeden ya da en az zararla yollarına devam etmek istemektedirler. İşte bu noktada şirket yöneticilerinin rolü daha da önemli hale gelmektedir. Bugün küçük ya da büyük bütün şirketlerin ajandasında süreklilik kavramı yer almaktadır. Her şirket için sürekliliğin detay tanımı farklı olmakla beraber temelde hayatını bir şekilde devam ettirebilme isteği olarak tarif edebiliriz. Durum böyle olunca yöneticilerin içinde bulundukları global oyunun kurallarını çok iyi anlamaları ve bu koşullara göre kendi hareket planlarını oluşturmaları gerekmektedir. Yani kendi stratejilerini iyi ve doğru bir şekilde kurgulayabilmelidirler.

Şirketler açısından stratejik yönetim kavramı

Şirketlerin hedeflediği başarıya ulaşmaları için sadece sahip oldukları kaynaklar yeterli değildir. Aynı zamanda bu kaynakların şirketlerin yapabilirlikleriyle uyumlu bütünsel bir stratejik kurguya ihtiyaçları vardır. Şirketler açısından stratejik yönetim kavramı, bir yönetim modelini tarif ettiği için son derece önemlidir. Stratejik yönetim modelini basitçe hedeflerle yönetim olarak tarif edebiliriz. Stratejik yönetim modelini uygulayan şirketler açısından baktığımızda ulaşmak istenilen bir hedef tarifi yapılmalı ve şirketin sahip olduğu tüm kaynaklar bu hedefe ulaşmak için kullanılmalıdır. Bunun için gerekli olan planlama yapılmalı; entelektüel sermaye, finansal, teknik, fiziksel sahip olunan insan kaynağı gibi tüm kaynaklar arasında doğru ve iyi bir koordinasyon sağlanmalı; bu amaca yönelik hareket planları yapılmalı; yol haritaları oluşturulmalı; şirket çalışanları nezdinde bu yönde bir bilinç oluşturulmalıdır. Bu saydıklarımızı yapmak veya yapılmasını sağlamak ise şirket yöneticilerine düşmektedir. İster formen, ustabaşı, şef gibi alt yönetici kadroları; ister müdür yardımcısı, müdür gibi orta düzey yöneticiler; ister genel müdür yardımcısı, genel müdür gibi üst düzey yöneticiler olsun her birinin organizasyonel hiyerarşiye uygun olarak tanımlanmış olan görev, sorumluluk tanımları ve bu görevleriyle uyumlu tanımlanmış olan yetkileri çerçevesinde bu bilinci oluşturmak görevleridir. Kaynakları hedef doğrultusunda harekete geçirmek ve sonuçlarını denetlemek; bu iş modelini bir kurum kültürüne dönüştürecek şekilde çalışanlarda farkındalık ve arkasından alışkanlık yaratmaktan sorumludurlar.

Yöneticilerin asli görevleri şirketlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktır

Şirketler, kendileri için tanımladıkları stratejik hedefleri hayata geçirebilecek organizasyonel, yönetsel ve operasyonel yapıları da mutlaka ya kendi içlerinde ya da konunun uzmanlarından yardım alarak kurgulamalıdırlar. Yöneticilerin asli görevleri şirketlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktır. Şirketlerde canlılar gibidir. Doğarlar, bebeklik ve çocukluk dönemini geçirirler, yetişkin olurlar, orta yaşa ulaşırlar, olgunlaşırlar, yaşlanırlar ve kaçınılmaz son ölürler. Her şirket doğar ve yok olur. Şirketlerin hedefi doğum ve yok oluş tarihleri arasındaki yaşam süresini olabildiğince uzatmaktır. Şirket yöneticilerinin görevi ise şirketlerinin bu doğum ve yok oluş arasındaki süresini yani ömrünü olabildiğince uzatmak, aynı zamanda da sağlıklı bir ömür geçirmesi için gerekli olan koşulları tesis etmektir. Bu her zaman çok kolay olmamaktadır. Tam tersine genelde çok zor olmaktadır. Bu nedenle yöneticiler önce kendilerini yönetmeyi öğrenmeliler sonrasında sorumlu oldukları alanları iyi yönetmeyi öğrenmelidirler. Bir yöneticinin kendisini yönetebilmesi için öncelikle kendisini sorgulayabilir olması gerekir.

“Neleri, neden başaramadım?”

Objektif bir şekilde kendisini, yaptıklarını ve yapamadıklarını yani başarılarının yanında başarısızlıklarını da sorgulamalıdır. Bunu öğrenmeli ve koşulsuz uygulamalıdır. Bugün pek çok yönetici, yönettiği süreçler ile ilgili olarak “ne kadar başarılı oldum?” diye sormaktadır ve kendisi için başarı kriterlerini sıralamaktır. Oysa, asıl soru “neleri, neden başaramadım?” olmalıdır.

Peki, iki sorunun arasındaki fark nedir?

Bence, bu iki soru arasındaki en önemli fark “ego” kavramıyla açıklanabilir. Birinci soruda başarının varlığı kabullenilmiş, ölçüsü sorgulanmaktadır. İkinci soruda ise, başarının yanındaki başarısızlıklar sorgulanmaktadır. Başarısızlıkların sorgulanması aynı zamanda bireysel hataların sorgulanmasıdır. Bireysel hataların sorgulanması ise bireysel düzeltmelere, iyileştirmelere olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla ikinci sorunun sorulabilmesi “düşük ego” ile mümkün olmaktadır. Egonun olması gerektiği kadar var olması faydalıdır ve olmalıdır da. Ancak aşırısı hatalar yaptırmaya eğilimlidir ki sakıncalıdır. Buradan hareketle unutmayalım ki “ego” bir yönetici için en büyük kara deliktir.

Bülent Orta/TÜREV Danışmanlık Başkanı ve Stratejik Yapılandırma Danışmanı

ÖZEL HABER

KOBİLIFE

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir