Altınbaş Üniversitesi hedeflerini büyütüyor

Türkiye’de eğitim paralı hale mi geliyor? Eğitimde vakıf, özel üniversiteler EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ’ne son mu veriyor? O kadar para verilen vakıf üniversiteleri Türkiye eğitim sisteminde KALİTE’yi artırdı mı? Artıramadıysa neden artıramadı. Bazı eğitimbilimcilerin iddia ettiği gibi bu üniversitelerimiz TABELA ÜNİVERİSİTESİ ve PARAYLA DİPLOMA VEREN YERLER  midir? Dünyanın eğitim açısından gelişmiş ve örnek gösterilen ülkelerinde durum ne? Ülkemizde beyin göçü neden, nasıl gerçekleşiyor? Üniversiteler öğrencilerini sadece mezun mu etmeli, yoksa üniversitelerin çocuklara İŞ BULMA, Sektör-üniversite iş ve güçbirliği anlamında da bir SORUMLULUĞU var mı? Üniversite mezunları arasında cumhuriyet tarihinin rekoru kırılırken ve her 4 üniversite mezunundan 1’inin işsiz olduğu ortada iken (bu rakamın her 3 üniversite mezunundan 1’inin işsiz olduğunu ifade eden uzmanlar da var) vakıf-özel üniversiteler burada sektör-üniversite işbirliğinin neresindeler? Ben, öğrencime eğitim veririm, mezun eder geçer giderim yaklaşımı doğru bir yaklaşım mıdır? Sektör yetkilileri, üniversitelerde ar-ge ve proje beklediklerini ama bu beklentilerine üniversitelerin cevap vermekten çok uzak olduğunu ve üniversiteyi bitiren çocukların hiçbir deneyimi olmadan sektörlere giriş yaptığını ve asıl branŞlaşmayı, işi öğrenmeyi sektörler sayesinde gerçekleştirdiklerini ifade ediyorlar. Sorular, sorular… Editör Ahmet Doğan’ın sorularını yanıtlayan Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han hocamız ile konuyu değerlendirmeye çalıştık. Hem sordum, hem cevapları aldım, bazı yerlerine katıldım, çoğu yerlerine katılmadım… Soru-cevap mailing ortamında gerçekleştirdiğimiz bu röportajın satır aralarını okumayı siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han hocamıza katkılarından dolayı ve kıymetli vakitlerini ayırdıklarından ötürü teşekkürü bir borç bilirim.

 “Gençler umut beslemekte güçlük çekiyor”

 Beyin göçü maalesef bir gerçek. Konuyu üniversite olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Türkiye’den beyin göçünün 4 tane temel nedeni var. Bir tanesi gençlerin sahip oldukları hayaller, bu hayalleri gerçekleştirmek için aldıkları eğitim ve bütün bunların sonucunda istihdam piyasasına çıktıklarında, hayal ettikleri işleri bulmak noktasında gerek ülkenin ekonomik koşulları gerekse de istihdam piyasasının Türkiye genelindeki özellikleri nedeniyle umut beslemekte güçlük çekmeleridir. Yani gençler, kendilerine yakıştırdıkları işler karşısındaki hayal ettikleri, emeklerinin hak ettiğini düşündükleri ücretlere, hayal ettikleri yaşam standartına ulaşamayacaklarına inanıyorlar.

İletişim teknolojisinin geldiği nokta

İkinci nokta iletişim teknolojisinin geldiği nokta birçok alanı demokratize ediyor. Bilgi edinme bu alanların belki de en öne çıkanı. Gençler, akranlarından benzer biçimde eğitim alan insanların dünyanın değişik yerlerinde hangi fırsatlarda hangi koşullarda ve hangi sosyal haklara sahip olarak mesleklerini icra ettiklerini görüyorlar. Özellikle de genç iyi eğitimli ise, bunu elde etmenin bir yolu olduğunu düşündüğü her durumda, dünyanın herhangi bir yerinde bu fırsatı kovalamaktan geri kalmıyor. Bu sadece yurt dışında eğitim almış olanlara ait bir mesele değil aynı zamanda Türkiye’de eğitim gören gençlerle de ilgili. Yeterince rekabetçi bir eğitim aldığını, yetkinliklerinin yeterli olduğunu hisseden gençler, özlediği koşullar için yer değiştirmekten kaçınmıyor. Bu bize iki şeyi kanıtlar. Bir tanesi küreselleşmenin hala gerçek olduğunu, istihdam piyasasının da şöyle veya böyle en üst ve alt seviyelerde ironik bir biçimde dünya ekonomisinin aradığı nitelikte gençleri Türkiye’den arz edebilme imkanımızın bulunduğunu gösteriyor. İkincisi de üniversitelerde verilen eğitimin dünya standartlarında olduğunu gösteriyor.

Gençlerin en alt düzeyde beklediği standardı, Türkiye de bu niteliklerle sağlayamıyoruz

Burada ironi nerede?

İroni, aynı zamanda en alt düzeyde yetkinlik gerektiren işler için, onları yapmaya razı olan gençlerimizin de Türkiye’den dışarı çıkmak istemesi. Demek ki gençlerin en alt düzeyde beklediği standardı, Türkiye de bu niteliklerle sağlayamıyoruz ya da bu nitelikteki işler gittikçe azalıyor. Bunun bir tarafı göçmen sorunuyla ilgili. Öbür tarafı da ücretlerin ve hayat standartlarının ülkemizde geldiği yer ile alakalı. Dünyayı gören gençler, o dünyanın sunduğu fırsatları görüp özeniyorlar. Bunun karşılığı onlara bunları göstermeyelim değildir. Sefalette eşitlik diye yaklaşım doğru değil, ülke olarak bizi bir yere götürmez. Bizim istihdam çekiciliği ve rekabetçiliği bakımından standartları yukarıya çekmemiz lazım.

Gençlerimize verdiğimiz sözler ile sonunda onlara sunduğumuz imkanlar…!

Üçüncü neden ise bence bizim gençlerimize verdiğimiz sözler ile sonunda onlara sunduğumuz imkanlar arasında da farklar var. O da genel umutsuzluk iklimini besliyor. Diyoruz ki “üniversite mezunu ol”. Bunun için çok üniversite açıyoruz. Buralardan mezun olanlar, kendileri ve hayata dair üniversite mezunu seviyesinde beklentiler geliştiryor. Ama maalesef bu seviyedeki imkanları edinemiyorlar. Türkiye’nin bu bakımdan daha fazla üniversite mezununa mı yoksa daha fazla ara elamana mı ihtiyacı var? Bence bu sorunun cevabı bence ikincidir. Daha fazla ara elemana ihtiyacımız var. Ama bir asr-ı saadet vaat ettiğiniz gençleri, üniversiteye yönlendirip sonra arkasından üniversite mezunu işsizliği oranı neredeyse %50’lilere gelmiş bir ülke ve genç işsizliğinin %26-27’lerde olduğu bir manzara ile karşı karşıya bırakırsanız bu çocukların umutsuzluğu, genel beyin göçü duygusunu, refleksini besleyecek bir sosyolojik ortam yaratır. Bu da hiç kuşku yok olumlu bir şey değil.

Değişim, özgürlük ve kendini ifade edebilme

Dördüncü ve son olarak, gençler değişime, özgürlüğe, kendini ifade edebilme imkanına ve kendini gerçekleştirme fırsatlarına değer veriyorlar. Adalet duygusu onlar için çok önemli. Bunları hep araştırmalardan biliyoruz. Hiç kuşku yok, jenerasyon farklıkları nedeniyle biraz daha sabırsızlar. Daha hızlı yükselmek istiyorlar. Belki her zaman olumlu özellikler değil ama vaakayla tartışılmaz durum böyle. Bu değer verdikleri şeyleri, bir ülkede ne kadar rahat erişilebilir görürlerse tabii orda kalma hevesleri o kadar artıyor. Fırsat eşitliğine dair inançları azaldığında genç insanlar, buna bir reddediş ile karşılık veriyorlar. Bunun bir ucu da ülkeyi terkediş şeklinde kendini gösteriyor.

‘Kurumsal İtibar ve Paydaş İlişkileri Yönetimi’

Üniversite olarak Türkiye’de YAPILMAYAN NEYİ YAPTINIZ?

Biz Altınbaş Üniversitesi olarak 2 yıldır aslında bilinen anlamıyla tanıtım yapmıyoruz. Bu süreci fayda odaklı bir iletişim stratejisiyle ele alıyoruz. Üniversite adayı öğrencilerimizin ve onları yetiştiren en önemli paydaşımız olan ortaöğretim-lise öğretmenlerimiz başta olmak üzere tüm soysal paydaşlarımızla sürdürülebilir ilişkiler kurma derdindeyiz. O nedenle bir tanıtım ekibinden ziyade yaptığımız işi “Kurumsal İtibar ve Paydaş İlişkileri Yönetimi” olarak tanımlıyoruz.

10 bin öğrencinin yararlandığı 5 TYT ve 5 AYT   online deneme sınavı organize ettik

 Bir insanın geleceğini etkileyebilecek bu en önemli dönemde nelere ihtiyaçları olduğunu tespit ederek bu alanlarda değer ve fayda yaratmaya çalışıyoruz. Örneğin pandemi döneminde en büyük ihtiyacın deneme sınavı olduğunu tespit ettik. Bize özel hazırlanmış güncel sorularla 10 bin öğrencinin yararlandığı 5 TYT ve 5 AYT   online deneme sınavı organize ettik. Üniversiteler arasında bir ilke imza atarak eğitimcilere yönelik İl / İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ve Rehberlik Araştırma Merkezileri ile başlattığımız, Altınbaş Öğretmen Akademisi, öğretmenlerimiz nezdinde büyük ilgi gördü. İstanbul’da ve hedef illerde görev yapan öğretmenlerin ve eğitim yöneticilerinin kişisel ve mesleki gelişimini destekleyip akademik kariyerlerini zenginleştirmeyi hedefliyoruz.

16 farklı başlıkta, 8 saatlik eğitimler gerçekleştirdik

Öğrenci koçluğu, eğitici eğitimi, sanatla terapi, NLP, masal terapi, biyometrik yüz okuma ve Tübitak proje hazırlığı gibi 16 farklı başlıkta, 8 saatlik eğitimler gerçekleştirdik. Düzenlediğimiz 29 eğitime, toplamda Türkiye genelinde 10.250 tekil öğretmen katıldı. Katılım belgesi, eğitim içerikleri ve eğitimlerin video kayıtları mail olarak kişiye özel gönderildi. Ayrıca bu eğitimleri Üniverliseli YouTube hesabımızda paylaşarak öğretmenlerimiz için açık erişimine sunduk. Eylül döneminde ise eğitim çeşidini artırarak 20 bin öğretmenimize eğitim desteği sağlamayı hedefliyoruz. Bunu yaparken de Ortaokul-Lise ayrımı yapmadan en temelden başlayarak yaklaşımlarımızı oluşturuyoruz. Ayrıca bilenen fakülte ve bölüm tanıtımları yerine üniversitemiz akademisyenleri tarafından verilen meslek seminerleri düzenliyor ve kariyer danışmanlığı yapıyoruz.

Gençlerin, Türkiye’de kalması üniversitenin meselesi değil

Gençlere yönelik iş bulma, kariyer planlama ve işe yerleşme anlamında ne gibi özgün çalışmalarınız var?

Gençlerin, Türkiye’de kalması aslında üniversitenin meselesi değil. Burada bir seçim meselesi yok. O daha geniş bir problem. Şunu anlamak gerekir ki bizim üniversiteler olarak temel sorumluluğumuz çocuklara karşı. Biz onları küresel istihdam piyasasında rekabet edebilir şekilde yetiştiriyoruz. Bir kere onlara çok iyi bir yabancı dil kazandırıyoruz. Daha önemlisi bu çocuklara verdiğimiz eğitimi uluslararası standartlarda veriyoruz.

Fırsat eşitliği sağlıyoruz

Bunun en önömli kanıtlarından biri de Altınbaş Üniversitesi’nin okul birinci bir Türk öğrenci olurken, tıp fakültemizin birincisi Mısırlı bir öğrenci olabiliyor. Bu da bizim bütün öğrencilerimizi belli bir standartta yetiştiridiğimizi ve fırsat eşitliği sağladığımızı gösteriyor. Biz onları bu şekilde donanımlı yetiştirtirip istihdam piyasasına bıraktıktan sonra ironik bir şekilde yurtdışına da gidebiliyorlar.

…bunu sağlayan tek üniversite Altınbaş Üniversitesi’dir

Mesela eczacılık fakültemizde 9 yıldız programımız var. Bunun doğrudan sonucu, eczacılık fakültesi mezunumuzun İngiltere’ye giderek sadece diplomasını gösterip kendi profesyonel mesleğini icra edebilir şekilde lisans alma imkanına sahip olmasıdır. Bu imkanı sağlayan Türkiye’den tek üniversite Altınbaş Üniversitesi şu anda. Biz standard yukarı çektiğimiz müddeetçe ilk soruda verdiğim yanıtta ifade ettiğim durumlarda bir trend değişikliği olmadığı sürece, bizim verdiğimiz eğitimler öğrenciye bir seçim şansı veriyor. Elbette biz ülkesini seven, kaygılanan gençler yetiştirmek için üniversite ortamımızı bu noktada kuvvetli bir yerde tutuyoruz. İnsansız hava araçları gibi teknolojiler üretmelerine destek veriyoruz, uygulamalı projelere dahil ediyoruz. Burada Türk bayrağının altında çalışmayı sadece Türk öğrencilere değil uluslarlararası öğrencilerimize de bir fırsat olarak sunuyoruz. Onların Türkiye’nin birer elçisi olmasına çalışıyoruz. Ama seviyeyi yukarı çektiğiniz sürece ve genel trend tersine dönmedikçe iyi eğitim öğrencinin seçme şansını güçlendirir.

‘CO-OP yapan öğrencilerimiz firmalarından teklifler alıyor’

Buna ek olarak öğrencilerimizin iş dünyasına hazırlanması ve bir işe yerleşmeleri konusunda CO-OP programlarıyla önemli avantajlar sunuyoruz. CO-OP programlarımızın klasik yaz stajından farkı var. Yaz stajları 1 ay sürüyor. Zorunluluk olduğu için de işveren açısından çay getir, fotokopi çek seviyesinde kalıyor. Halbuki biz bunu bir dönem devam edecek şekilde eğitimin bir parçası haline getirdik. Hangi fakültede olursa olsun öğrencimiz, mezun olduktan sonra gireceği alanın pratiğini çok iyi tanıyabilsin istiyoruz. İş dünyasına daha öğrenci iken nüfuz etsin. CO-Op yapan öğrencilerimizin çoğu staj yaptıkları firmalardan iş teklifleri alıyor. Ya da bu staj döneminde aslında seçtiği alanın kendisine uygun olmadığına da karar verebiliyor. Bu durumda başka bir ana dal seçme gibi kararları da zamanında verebiliyor.

Vakıf üniversitelerine haksızlık yapmamak lazım, vakıf üniversitelerimiz çok genç

 ‘Türkiye’nin özel üniversiteleri neden eğitimde dünyanın ilk 500 üniversitesinde yok’ sorusu eğitimbilimciler tarafından sıklıkla soruluyor. Nasıl değerlendirirsiniz?

Özel değil vakıf üniversitesi olarak ifade ediyoruz. Vakıf üniversitelerine haksızlık yapmamak lazım. Türkiye’de vakıf üniversiteleri çok genç. Dünyadan çok sonra başladı bizde bu süreç. Genel olarak öğretim üyesi kalitesine de, araştırma geliştirmenin kalitesine de vakıf üniversitelerinin katkısı çok. Üniversite başka birçok unsura ek olarak geçen zamanla birlikte olgunlaşan, demlemen bir kurumdur. Belki başka her şeyden fazla. Çünkü üniversite, kurumsallığın en üst düzeyle yaşandığı, gelenekleri olan, bunun için de vakit gerektiren bir yapıdır. Dünyada bir eğitim merkezi olarak kabul edilebilecek bir üniversite eko sistemi ortaya çıkarmak her şey kadar bir vakit meselesidir. Sadece büyük kaynakları çok kısa sürede buraya aktararak elde edilebilecek bir sonuç değildir.

Vakıf üniversiteleri büyük yatırımlar yapıyorlar, sonuçlarını almak vakit alacaktır

Vakıf üniversiteleri büyük yatırımlar yapıyorlar. Bunların sonuçlarını almak vakit alacaktır. Kaldı ki ilk 500 içerisinde bir vakıf üniversitemiz bulunuyor. Bunun da ötesinde dünyadan öğrenci çekiyorlar. Bu da eğitim seviyesinin üst düzeyde olduğunu gösterir. Ayrıca ayrıca geliştirme ve bilimsel çalışmalara da ciddi katkıları var. Bir 10-15 sene sonra, ki bu bir üniversitenin öznesi olduğu bir cümle için çok kısa zaman dilimleri, başka Türk vakıf üniversitelerinin de bu sıralamalara gireceğinden ben eminim. Ayrıca vakıf üniversiteleri ciddi bir rekabet getiriyor bu ortama bu da kaliteyi yükseltiyor.

Bunca devlet üniversitesinden niye bu kadar azının ilk 500’e girdiğini de sorgulamak gerekiyor

Türkiye’den vakıf üniversitelerinin ve bunların öğrenci adedine bakıp, açılmış olan bunca devlet üniversitesinden niye bu kadar azının ilk 500’e girdiğini de sorgulamak gerekiyor. Ayrıca bu ilk 500 rakamının da nesnel ve kalitetif olarak da ne ifade ettiğine bakmak lazım. Çünkü Türkiye’nin birçok iyi üniversitesi 500-1000 arasında yer alıyor. Burada çok küçük farklardan söz ediyoruz.

Vakıf üniversiteleri kar odaklı çalışamazlar

Özel üniversitelerin sadece PARA odaklı olduğunu dile getiren eğitimbilimciler var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de vakıf üniversiteleri tabii oldukları kanun ve yönetmelikler çerçevesinde kâr odaklı çalışamazlar. Dolayısıyla vakıf üniversiteleri açısından sorun kârlılık değildir. Bir miktar ekonomi bilmek gerekir bu değerlendirmeleri yapabilmek için. Kârlılık sorunu yok ama sürdürülebilirlik sorunu var. Başarılı öğrencilerin bursla taltif edildiği bir sistem var. Ancak devletin altından kalkabileceği cinste, belli yatırımlar ile sürdürülebilir kılınabilecek kimi bölüm ve fakülteler müstesna, bugün vakıf üniversitelerinde yapılan akademik üretimin devlet üniversitelerinden bir farkının olmadığı açık. Bir çok vakıf üniversitesi, devletteki birçok muadili kadar, onlar düzeyinde eğitim veriyor. Eğer ideolojik değilse bu tespitler isabetsizlikten malul olduklarını söylebilirim.

Öğrenci memnuniyetini merkeze alarak yaşam boyu öğrenme felsefesine yatırım yapıyoruz

Üniversite olarak hedefleriniz nelerdir?

Yaşadığımız yüzyılda değişen ve hızla gelişen dünyaya uyum sağlayabilen mezunlar yetiştirmek öncelikli hedefimiz. Bu işi de üniverliseli projesi ile 3 yıllık temel stratejimiz ile ortaya koyduk.  Öğrencilerimizin yaşadıkları çağa ayak uydurabilen, üretken olabilmelerini sağlamak oldukça önemli. 21. yüzyıl yetkinlik eğitimlerini eğitim müfredatımıza ekleyerek öğrencilerimizi iş hayatına hazır hale getiriyoruz. Özellikle dijitalleşme, eleştirel düşünme ve takım çalışması yetkinliklerini geliştirmeye yönelik stratejik projelerimiz bulunmakta. 2022 eğitim stratejimiz eğitim ile ilgili toplumsal hedeflerimiz var. Küresel insani sorunlar ile ilgili sosyal sorumluluk projeleri ürettiğimiz bir kurgu üzerinde çalışıyoruz. Öğrenci memnuniyetini merkeze alarak yaşam boyu öğrenme felsefesine yatırım yapıyoruz.

ÖZEL HABER

Ahmet Doğan-KOBİLIFE

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir