ABD Merkez Bankası FED’in Politikaları KOBİ’leri Nasıl Etkileyecek?

Küresel ekonomiler şu günlerde ABD Merkez Bankası FED’in politikalarına odaklanmış durumda. Tüm dünya ekonomilerinde ve küresel piyasalarda merakla beklenen konu, FED’in Kovid-19 salgını başından itibaren piyasalara enjekte ettiği likiditeyi ne zaman geri çağırmaya başlayacağı ve bol para döneminin ne zaman sonlanacağı. Genel itibariyle küresel piyasalarda merakla beklenen ve ülkemizin makro ekonomik gündemini de meşgul eden bu konu, şüphesiz tepeden tırnağa tüm ekonomik aktörleri etkileyecek. Ülke ekonomilerinden başlayarak büyük sanayi gruplarına kadar, oradan orta ve küçük boy işletmelerden, ücretli çalışanlara ve hanehalkına kadar uzanan bir zincirde aslında bu politika değişimi her açıdan etkili olacak.

Piyasada “tapering” olarak duyduğumuz, yani tahvil geri alım programının yavaşlatılması anlamına gelen bu sürecin başlaması artık çok yakın. Neticede KOBİ’lerimiz de ekonomik iklimin çok önemli oyuncuları arasında yer aldığı için bu etkiye maruz kalmamaları kaçınılmaz. Bundan ötürü de vakit kaybetmeden, tam da zamanı olduğunu düşünerek FED’in para politikasında yapacağı bu değişiklik öncesinde kobilerimizin ne gibi tedbirler alması gerektiği hakkında birkaç hususu gündeme getirmenin faydalı olduğunu düşündüm.

 

Hikaye nasıl başladı?

Kovid-19 salgını sonrasında dünyada ekonomik aktivitenin durma noktasına gelmesi sonucunda tüm ülkelerin ekonomi yönetimleri birtakım teşvik programları ile çarkların yeniden dönebilmesi için çeşitli yöntemlerle piyasalara para aktarmaya başladılar. Dünyadaki merkez bankalarının para politikaları önderliğinde atılan bu adımlar daha sonra kamu maliye politikaları ile de desteklendi. Bu konuda liderlik eden ABD Merkez Bankası FED’in bilançosu 2020 yılı mart ayında 4 trilyon dolar iken bugünlerde 8 trilyon doların üzerine çıktı. ABD hazine kağıtları ve mortgage sertifikalarının alınması ile piyasalara enjekte ettiği bol para, bankalar kanalıyla kredi kullanımları şeklinde reel sektöre aktarılmaya başlandı ve bugüne kadar gelindi.

Güncel mevcut duruma bir bakalım…

FED Başkanı Powell, politika değişikliğine gitmeleri için Kovid-19 salgının tamamen kontrol altına alındığına kanaat getirmeleri gerekiğini her seferinde tekrarladı. Tam bir kontrol sağlanacaktı ki yeni tip koronavirüs ve delta varyantının çıkması sonucunda bu konuda henüz bir yargıya varılamadı. Ancak diğer yandan da 2020 yılında yaptığı basın açıklamasında varlık alım programlarında azaltmaya gidecekleri ve mevcut para politikasında değişikliğe başlayacakları zaman bunu tüm dünyanın önceden bileceğini çok açık şekilde ifade etti. Şu günlerde ise özellikle diğer FED yetkilileri artık tahvil geri alım programının azaltılmasının vaktinin geldiğini sıklıkla dile getirmeye başladılar. Bunun üzerine de piyasalarda bekleyiş başladı. Bir kısım bu programın 2021 yılı bitmeden başlayacağını savunurken bir kısım da 2022 yılının ilk çeyreğine kadar sarkacağı görüşünü savunuyor.

Şimdi yavaş yavaş etkilerinden bahsedelim, öncelikle küresel boyuttan bakalım…

Tahvil alım programının azaltılması politikasının bir sonucu olarak parasal genişlemenin son bulmaya başlamasıyla sermaye ve fon hareketlerinin gelişmiş ülkelere doğru hareketleneceğine dair bir beklenti hakim. Özellikle ABD ekonomisi açısından baktığımızda bol likiditenin geri çağırılması, ABD 10 yıllık tahvil getirilerinde bir yükselişin gündeme gelmesine yol açabilir. Çünkü insanlar tahvil fiyatlarının gelecekte düşeceği ihtimaline karşılık ellerindeki tahvilleri geri satacağı için tahvil fiyatı ve faizi arasındaki ters korelasyon gereği faizlerde yukarı yönde bir hareket meydana gelmesi söz konusu olacaktır. Yani paranın maliyeti artacaktır. Yıl içerisinde çeşitli zamanlarda şahit olduğumuz, ABD doları ile tahvil faizleri arasındaki pozitif korelasyonun yeniden yakalanması halinde de ABD dolarının küresel olarak bugünkü seviyesinden daha yüksek seviyelere çıkması olasılığının kuvvetli olmasından bahsedebiliriz.

Şimdi gelelim yurtiçi ekonomik etkilerine ve kobilerimizin durumuna…

Şu anda ülkemiz ekonomik gündeminde temelde çözüm bekleyen üç konu var. Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve istikrar arayışında olan yerel para. Küresel çapta bu gelişmeler olurken bu üçlü dengenin sağlanamamasından kaynaklı olarak önümüzdeki dönemde içeride TL’nin değerinde ani sert kayıplar gündeme gelebilir. Merkez Bankası tarafından yapılacak vaktinden önce bir faiz indirimi de bu gelişmeler öncesinde ya da o esnada TL’nin değer kaybını tetikleyici unsur olabilir. O nedenle buradan kobilerimize öncelikli ilk tavsiyem yabancı para cinsinden yükümlülüklerini çok dikkatli yönetmeleri gerektiği olacaktır. İkinci olarak eğer ticari ilişki içerisinde oldukları firmalar içerisinde döviz yükümlülükleri yüksek olan firmalar varsa ve bu firmalardan olan alacakları bilançolarında önemli yer tutuyorsa bu alacakları mümkün mertebe tahsil etmek konusunda karşılıklı uzlaşı içerisinde bir yol bulmaları gerekir.

2022 yılı, 2021 yılından çok daha kolay bir yıl olmayacak.

Zorluklar devam ediyor ve edecek de.

2022 yılına girerken özellikle vadeli mal satışı yapan kobilerimizin vadeli satış modellerini gözden geçirmelerini önemle tavsiye ederim.

Üçüncü olarak, hazır alacak yönetiminden bahsetmiş iken nakit yönetimine de girmek lazım diye düşünüyorum. Nakit yönetiminin ne denli önemli olduğunu bundan önceki makalelerimde de sıkça gündeme getirmiştim. Mümkün olsa her bir makaleyi kaleme alışımda nakit akışının öneminden ısrarla bahsetmeden geçemem çünkü bir işletme için herşey bir yana tek gerçek nakit akışıdır. Bu konuda darboğaza düşmeden her kobinin hem yılın geri kalanına dair hem de 2022 yılına dair nakit akış planlamasını yapmasını ve titizlikle takip etmesini şimdiden öneriyorum.

Dördüncü olarak finansal maliyetlerden bahsetmek istiyorum. Takip ettiğiniz üzere şu andaki ekonomi yönetimi enflasyonu düşürmek konusunda oldukça kararlı bir tutum sergilemeye çalışıyor. Henüz bugüne kadar tam olarak bu konudaki çalışmalar rakamlara yansımamış olsa da bu kararlı tutum, fırsatını bulduğu anda Merkez Bankası’nın bir faiz indirimine gitmek üzere olduğunun sinyalini veriyor. Bu durumda yurtiçinde faiz maliyeti bugün olduğu seviyeden aşağıya ineceği için dış kaynak arayışı içerisinde olan kobilerin bu konudaki adımlarını mümkün mertebe ertelemeleri faydalı olacaktır.

Beşinci tavsiyem olarak da yılın geri kalanında mali verilerin düzenli şekilde tutulması her zaman olduğundan belki daha da kritik olacak. 2022 yılında artık bol para dönemi sonlanacağı için bankalar kredi vermek konusunda çok da fazla hevesli olmadan mali bünyeleri sağlam olan mevcut müşterilerinde derinleşmeyi tercih edecekler. O nedenle kobilerimiz yılın geri kalanında mali bünyelerini sağlam tutmaları konusunda kendi içlerindeki finans ve muhasebe yöneticileri ile son derece koordineli şekilde ilerliyor olmalılar.

Toparlayacak olursam, son olarak eğer ithal girdi malına dayalı ticaret ile iştigal eden kobilerimiz varsa 2022 yılına dair hammadde stoklarını bugünden planlamak konusunda çeşitli stratejiler hazırlamalılar. TL tarafında kuvvetli olasılık olarak gördüğüm değer kaybı, ithal girdi malların maliyetlerini artıracaktır. Bu da kar marjlarını olumsuz yönde etkileyecek, nihai kullanıcı tarafına bu maliyetlerin aynı oranda yansıtılması konusunda kobilerimiz çok rahat hareket edemeyecekler. O nedenle ithal girdi mallarına dair planlamalarını yıllık bütçe planlamaları dahilinde bugünlerde oluşturmalarını önemle tavsiye ederim. Bu konuda yapılması en temel çalışma da tüm departmanların biraraya gelerek bir disiplin içerisinde bütçe planlama çalışmasını yürütmeleri olacaktır.

Murat Özsoy-Biz Finansal Danışmanlık Tic. A.Ş. Kurucu Ortağı

ÖZEL HABER

Ahmet Doğan-KOBİLIFE

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir